|
RADYASYON ONKOLOJİSİ TEMEL BİLGİLER KİTABI
Bölüm III - Radyasyon Onkolojisinde Yeni Gelişmeler
Prof. Tbp. Kd. Alb. Yücel PAK
RADYASYON ONKOLOJİSİNDE YENİ GELİŞMELER :
GENEL
Son yıllarda; Radyoterapi cihazlarındaki teknolojık yenilikler ve
bilgisayar sistemlerindeki hızlı gelişimin bu cihazlara ve klinik uygulamalara
yansıması ile kanser radyoterapisinde çok büyük ilerlemeler olmuştur. Bunun yanında
Onkolojideki gelişmeler ile Multidisipliner yaklaşımlar ve kombine tedaviler Radyasyon
Onkolojisinde yeniliklere yol açmıştır. Ayrıca, radyobiyolojik araştırmalar
radyasyonun hücreler üzerine etkisinin daha iyi anlaşılmasını sağlamıştır.
Birçok klinik çalışmalar bugün radyobiyolojik araştırmaların sonuçlarına
dayanmaktadır.
RADYOTERAPİ PLANLAMASINDA YENİ YAKLAŞIMLAR
Tedavi planlamasında başta bilgisayarlı tomografi(BT) olmak üzere
tibbi görüntülemedeki gelişmeler hastanın tedaviye yönelik doğru modellenmesi için
gerekli verilerin elde edilmesine olanak sağlamıştır. K ompüter ve grafik gösterim
teknolojilerindeki gelişmeler ile paralel olarak bu gelişme sadece doz hesaplamasından
öte geniş sınırlı problemlere çözüm getiren tedavi planlama sistemlerinin
gelişimini hızlandırmıştır. 3-D(üç boyutlu) denen benzer sistemlerin amacı
hastanın hastalığını değerlendirmek; normal dokuların gösterimi, tümör ve hedef
volümün tanımı, dijital rekonstrükte radyogramların elde edilmesiyle tadavinin
simülasyonu; kompensatör ve bloklar gibi tedavi yardımcılarının dizaynı; 3-D doz
dağılımları ve doz optimizasyonunun hesaplanması; tedavi planının kritiği gibi
olanakların sağlanmasını hedeflemektedir. Benzer 3-D sistemlerinin potansiyel
yararları sınırlı spesifik hastalık yerleri ve tedavi durumlarını da içerecek
şekilde fazla olup bu alandaki araştırma çabaları büyümektedir. Halen ileri
komputer ve gösterim teknolojileri tedavi simülasyon amaçları için
kullanılmaktadır. Bu sistemlerde ardaşık BT kesitleri anatomik yapılar ve hedef
volümleri tanımlamakta kullanılmaktadır. Her türlü eksternal radyasyon hüzmesi
kullanılabilir. Bu sistemlerdeki belirgin bir özellikte hasta kontürlerinin sanki
tedavi edenin gözü radyasyon kaynağına yerleştirilmiş ve radyasyon huzmesinin ekseni
boyunca bakıyor şeklinde olmasıdır ki buna BEAM'S EYE-VİEW(BEV), yani ışın gözü
bakışı denir. 3-D tedavi planlama sisteminde BEV gerekli bir modül isede özellikle
multi hüzme düzenlemelerinde veya "non-coplanar" hüzme teknikleri
kullanıldığında optimum planlama için yalnız başına yeterli değildir. Bunun
yanında herhangi bir pozisyondan BEV dahil hüzme set up'ını görme kabiliyeti
gereklidir. Görüntü vermedeki yüksek vizibilite 3-D tedavi sistemlerindeki komputer
grafiklerinin gelişimini artırmıştır. Bu sistemler geometrik setup'ın simülasyonuna
müsaade etse de doz dağılımlarının özellikleri planın değerlendirilmesinde
önemlidir. %3 doğruluk hedefini sağlama çalışmalarında doz hesaplama
yöntemlerinden bazıları D-VOLUM yöntemi, ayırıcı kalem hüzmesi yöntemi, doz
yayılım ARRAY yöntemi ve Fourier convolusyon yöntemleridir. Bunların hepsi girdi
verileri olarak teorik hesaplanmış absorbe doz array'larını kullanırlar. Özellikle
son üç yöntem elektron transport bilgilerini içeren benzer Monte Carlo-jenere
verilerine dayanır. 3-D doz verilerinin gösterimindeki çabalar; BT görüntüleri
üzerinde süper impoze izodoz çizgilerini gösteren multi seviye 2-D gösterimler;
yoğunluk modulasyonu ile temsil edilen anatomik veriler üzerine süper impoze renk
spektrumu gibi doz gösterimi; 3-D yüzeyleri itibariyle doz düzeylerinin gösterimi ve
simüle edilmiş film-loop modu ile sonuçlanan hızlı sekanslarda, sekansiyel transvers
BT bölümlerinin gözlendiği bir "sinema" veya film-loop gösterimidir.
Ayrıca doz-volüm HİSTOGRAMLARI (DVH's) doz gösterimlerinin en yararlı vasıtası
olmaktadır. DVH’ler özellikle bazı tedavi plan doz dağılımlarının
değerlendirilmesinde yararlıdır. Sınır olarak belirlenmiş doz düzeyinden daha fazla
alan hedef volüm veya kritik yapı miktarını gösteren tüm 3-D doz matriksinin komple
bir özetini sağlarlar. DVH ler uzaysal bilgi sağlamazlar, bu nedenle doz gösteriminin
diğer yöntemlerinin yerini alamayıp sadece tamamlayıcıdırlar.
3-D tedavi planlama sistemlerinde diğer önemli bir rol oynayan konu da
tedavi verifikasyonudur. Tedavi planlamasındaki artmış ayrıntılar seçilmiş hedef
volümlere optimal dozun verilebilmesi için hastanın hassas repozisyonlama ve
immobilizasyon tekniklerinin de paralel geliştirilmesini gerektirir.
Geometrik/topoğrafik verifikasyon için kullanılan portal filmler
genellikle düşük kalitede olup internal işaretleme noktalarının doğru
belirlenmesini güçleştirir. Bu amaçla ışınlama sırasında tedavi edilmesi gereken
alanın pozisyonunun monitörlenmesine müsaade eden bazı real-time, on-line verifikasyon
sistemleri tanımlanmıştır. Değişik ekspojürlerin süperimpozisyonunu göstermekte
fiberoptik sistemler de kullanılmıştır. 3-D tedavi planlama sistemlerinde sekansiyel
BT kesit verilerinin rekonstrüksiyonu simülasyon filmi elde etmekte kullanılabilir ve
bundan sonra tedavi geometrisinin verifikasyonu için tedavi portal filmi ile lokalizasyon
ve mukayesede yardımcı olarak kullanılabilmektedir. Geometrik verifikasyon özellikle
reprodüktiviteyi sağlar. Optimize bir tedavinin uygulanmasını dozimetrik olarak
verifiye eden non invazif teknikler azdır.
KONFORMAL DİNAMİK TEDAVİ
Tedavi planlaması ve uygulamasında verilen dozun optimizasyonunda en
doğru ve hassas yöntemi yakalamak hedef alınmaktadır. Multileaf kollimatörler ve
simülatör ve radyasyon cihazları arasında bilgisayar bağlantısı kullanılarak,
tedavi uygulaması sırasında kollimatörün şekline uyan hayli karmaşık bir tedavi
planı elde edilebilmektedir. Ancak bu konformal dinamik tedavinin pratik terapötik
modalite olarak kabulü için bazı potansiyel problemlerin çözümüne ihtiyaç vardır.
STEREOTAKTİK RADYOCERRAHİ
İntrakranyal hedefler üzerinde küçük radyasyon huzmelerini
stereotaktik olarak odaklayan metodlardan birçoğunun herhangi birini tanımlamak için
Leksell'in 1951 de tarif ettiği bir terimdir. Önce 200 KV X-ışını uygulamış ve
sonra proton huzmesi ve linear akseleratör denemiştir. Bundan sonra tümü bir odaksal
nokta üzerine yönlendirilmiş çok sayıda sabit Co-60 kaynakları içeren bir alet
geliştirmiştir(gamma knifeHata! Yer imi tanımlanmamış.). Aynı zamanlarda İsveç ve
Amerika’daki araştırmacılar proton ve Helium iyonları içeren ağır parçacıklar
kullanan radyocerrahi yöntemleri geliştirmişlerdir. Son zamanlarda bazı
araştırmacılar radyocerrahi tedavileri için linear akseleratörlerden foton radyasyonu
kullanılımı ile ilgili yöntemler bildirmişlerdir. Radyocerrahinin klinik
uygulamaları Arteriovenöz Malformasyonlar, Pituiter tümörler, pineolomalar, akustik
nöromalar, küçük malign neoplazmlar, kraniofaringiomalar ve dayanılmaz ağrı
tedavisini içermektedir.
PARTİKÜL IŞIN TEDAVİSİ
Partiküler radyasyonun klinik araştırmaları özellikle hızlı
nötronlarda olmak üzere devam etmektedir. Nötronlara göre daha küçük bir skalada
olmasına rağmen proton ışın radyoterapisi de klinik olarak çalışılmaktadır.
Elektron radyoterapisi ise klinik uygulamalarda kullanıma girmiştir. Diğer atomik ve
subatomik partiküllerden özellikle p-mezonlar ve ağır iyonların araştırmaları
genellikle sınırlı kalmıştır. NÖTRONLAR : Nötron radyasyonunun ana avantajı
hücre ölümü için oksijene daha az bağımlı olduklarından hipoksik hücrelere
karşı foton radyasyonuna göre daha etkin olmalarında yatar. Nötronların diğer
potansiyel avantajları hücre siklüs fazı ile radyosensitivitede daha az değişme
içermeleri ve radyasyonun yaptığı hasarda daha az tamir oluşmasıdır. Bu potansiyel
avantajların klinik ilişkisi tümör hasarı yaparken normal doku hasarı yapmadığı
sınırlara bağımlıdır. Nötron radyoterapisinde major dezavantaj mevcut cihazlar ile
elde edilebilir kötü doz dağılımlarındadır. Birçok ünitenin derin doz
dağılımları orta voltaj X-ışını ünitelerinde bile iyi değildir. Yüksek enerjili
siklotronlar ve Deuterium-tritium generatörleri modern Co-60 cihazlarına benzer diğer
tedavi özellikleri ve doz dağılımları ile klinik olarak yararlı nötron ışınları
vermek üzere geliştirilmiştir. Baş ve boyun, pelvis ve beyinin ilerlemiş
tümörlerinin nötron tedavisi araştırılmakta olan tümörlerden birkaçıdır.
Nötronlar artmış RBE ve düşük OER ile yüksek LET li radyasyonlardır. Yüksek LET
li nötron radyasyonunda sağkalım eğrisindeki" N "omuzu kaybolur. PROTONLAR :
Proton ışınlamasının potansiyel avantajı daha iyi doz lokalizasyonunda yatar. Proton
ışınının BRAGG-PEAK diye bilinen yüksek doz bölgesi tümör üzerine doğru ve
hassas olarak yöneltilebilir. Işının keskin bir distal inişi ve sınırlı
saçılması vardır ki bu da normal doku dozunu minimuma indirir. Birçok değişik
tümör proton ışını radyoterapisi ile tedavi edilmesine rağmen çoğunlukla koroidal
melanoımlar ve pitüiter tümörler tedavi edilmektedir. Kranial arterio-venöz
malformasyonlar da başarı ile tedavi edilmektedir. ELEKTRONLAR : Düşük, orta(2-10
MeV) ve yüksek enerjili(10-42 MeV) olup düşük enerjideki elektronlar Yitrium-90 gibi
bazı radyoaktif izootoplardan salınırken orta ve yüksek everjidekiler linear
akseleratör ve Betatron gibi cihazlardan elde edilebilir. Elektronlar mikozis fungoides
tedavisi gibi yüzeyel cilt tedavilerinde kullanıllmakla birlikte baş-boyun, keskin
sınır gerektiren dişi üretrası, dış kulak ağzı,spinal kord üzerindeki boyun
nodülleri ve perine bölgesi tedavisinde önem kazanmaktadır.
HİPERTERMİ
Onkoljide hipertermi kullanımı için biyolojik bir dayanak vardır.
İyonizan radyasyon için elde edilen hücre sağkalım eğrilerine benzer eğriler hücre
kültürü teknikleri kullanarak değişen zaman süreleri için memeli hücrelerinin
değişik sıcaklıklara maruz bırakılmasını takiben elde edilmiştir. Hiperterminin
sebep olduğu sitotoksisitenin mekanizmaları iyi tanımlanamakla birlikte aşağıdaki
faktörlerle ilişkilidir:
- 1. Sellüler respirasyona irreversible hasar,
- 2. Nüklear asit ve protein sentezinde değişimler,
- 3. Hücre membran permeabilitesinde artış
- 4. Lizozomların liberasyonu.
Yalnız başına hipertermiye objektif tümör cevapları olmakla beraber
bunların çoğunluğu sadece kısmi ve kısa ömürlüdür. Radyasyon ve hipertermi
arasındaki sinerjistik etkileşim ısıtma ışınlamadan önce veya sonra da olsa
gösterilebilir. Bu etkinin hiperterminin sebep olduğu subletal radyasyon hasarından
sellüler toparlanmanın inhibisyonu ile olduğuna inanılmaktadır. İki modalitenin
birleştirilmesindeki diğer rasyonal bazı tümörlerin radyorezistan hipoksik
kompenentinin asidik ph ile kötü vaskülarize olmasıdır. Bu faktörler bu hücreleri
termal ölüme daha yaklaştırmaktadır. Aynı zamanda radyorezistan S fazındaki
hücreler ısıya oldukça hassastır. Klinik olarak hipertermi lokal, regional ve
sistemik olarak uygulanmaktadır. Genellikle de klinik uygulamada 42-45 derece tercih
edilmektedir. Lokal ısıtmayı gerçekleştirmede kullanılan tekniklerden bazıları
şunlardır:
- 1. İmplante edilmiş elektrotlar arasında uygulanan düşük
frekanslı akım alanları kullanan interstisyel hipertermi(rezistif ısıtma),
- 2. İmplante edilmiş antenler kullanan intersitisyel mikro dalga
ısıtması(yakın alan etkisi)
- 3. 100MHz - 2450MHz arasında frekanslar kullanan, eksternal olarak
uygulanan mikrodalgalar
- 4. Ultrason
- 5. 13.56 MHz ve 27.1 MHz de radyofrekans ısıtması
- 6. Kapasitif elektrotlar
- 7. Magnetik endüksiyon koil veya loop ları. Bütün bu tekniklerin
kendi arasında teorik ve pratik avantaj ve sınırlamaları vardır. Servikal nodülleri
tutan metastatik kanser, melanomlar ve lokal nükslü meme kanseri gibi yüzeyel
malignitelerinin tedavisinde hipertermi klinik tecrübe alanı bulmuştur. Normal doku
toleransı yalnız başına radyasyonla görülenlere benzerdir. Termal Enhancement
Ratio(TER) yani ısı artırma oranı radyasyonun hipertermili veya olmaksızın
verildiğinde belli bir end-pointi bulmak için gerekli radyasyon dozu oranı olup 1.4
civarında olduğu bildirilmiştir.

DEĞİŞTİRİLMİŞ FRAKSİYONASYON PROGRAMLARI
Haftada 5 gün olmak üzere günde tek fraksiyonda standard radyoterapi
maksimal tümör hücresi öldürümü ve minimal doku morbiditesi elde etmek için
optimal tedaviyi sağlamayabilir. Standart fraksiyonasyonun araştırılmasındaki iki
yaklaşımdan birisi tüm tedavi zamanını değiştirmek ve diğeri de günlük
fraksiyonların sayı ve miktarını değiştirmektir. Tüm tedavi zamanları
uzatılabilir veya kısaltılabilir. Hipoksik tümörün reoksijenizasyonuna müsaade eden
ve bazı akut radyasyon morbiditesini koruma avantajı sağlayan uzatılmış tedavi
süreleri tümör hücresi proliferasyonundan dolayı azalmış tümör kontrolü ile
sonuçlanabilir. Kısaltılmış tedavi süreleri kısa doubling-time'larından dolayı
kontroldan kaçmalarını önlemek için hızlı büyüyen tümörlerde uygun olabilir.
Kısaltılmış tedavi sürelerini uygulayan radyoterapi programlarına
ACCELERATED(hızlandırılmış) fraksiyonasyon denir. Günlük doz fraksiyonlarının
miktarındaki azalma sayısındaki artma'ya HİPERFRAKSİYONASYON denir. Daha küçükce
fraksiyonlar kullanmak tümör kontrolünü azaltmaksızın akut etkilere göre geç
radyasyon etkilerinin göreceli koruma ile(sparing) sonuçlanabilir. 24 saat yerine
fraksiyonlar arsında 3 ile 6 saatlik aralıklar kullanmak normal dokuların hipoksik
dokulara göre radyasyon hasarı tamirinde göreceli bir artış sağlar.
Hiperfraksiyonasyon çalışmaları rutin kullanıma henüz girmemekle birlikte kuvvetli
destek görmektedir. Birçok gelişmiş kanser tedavi merkezleri bazı beyin tümörleri,
baş ve boyun, mesane, meme kanserleri ve kemik iliği nakli için yapılan Tüm Beden
Işınlaması gibi uygulamalarda kullanmaktadır. Hiperfraksiyonasyonun temel hedefi erken
ve geç etkileri ayırmaktır. Tedavi süreleri konvansiyonel olarak 6 ile 8 haftada
kalmakta, ancak günde iki fraksiyon kullanıldığında fraksiyonların sayısı 60 ile
80 olacak şekilde ikiye katlanmaktadır. Fraksiyon başına doz düşürüldüğünden
dolayı doz artmak durumundadır. Aynı veya daha iyi tümör kontrolü ve aynı veya
hafif artmış erken etkiler sağlarken geç etkileri azaltmak hedeflenmektedir. Günde
iki fraksiyon hiperfraksiyonun sınırı olmayabilir. Dozu daha küçük ve daha fazla
fraksiyonlara bölmek, geç etkilerde biraz daha ileri koruma sağlayabilecektir.
Hiperfraksiyonasyonda çıkarılabilecek önemli sonuç fraksiyon başına olabildiğince
düşük doz kullanırken geç hasar korumasında olabildiğince aşama kaydetmektir.
Vurgulanması geren bir durum da bu gibi fraksiyon başına düşük dozlar aslında
tümörlerin veya erken reaksiyon gösteren dokuların koruması olmayacaktır. Tüm
tedavi süresini çok uzatmamak için fraksiyon başına bu küçük dozlar 3 veya hatta 4
fraksiyonu gerektirebilir. Hiperfraksiyonasyonda doz-cevap eğrisinin belirli şekilde
bükülmeye başladığı nokta "flexure-dose(Df)" olarak tanımlanmakta ve
pratikte bu durum 0.1 a/b oranı dozunda olmaktadır ki, eğri linear ve quadratik
komponentlerin eşit olduğu bir dozda bükülmektedir. Erken reaksiyon gösteren dokular
için a/b değerleri 6 ile 12 Gy arasındadır ve geç cevap veren dokularda bu oran 1 ile
5 Gy dir. Bu nedenle flexure dozu 0.1 gibi bir a/b değeri ile belirgin şekilde
küçüktür. Erken cevap veren dokularda Df 0.6 ile 1.2 Gy, spinal kord böbrek, akceğer
veya ciltte geç kontraksiyon gibi geç cevap veren dokularda ise 0.1 ile 0.5 Gy dir.
Kontrollü bazı klinik çalışmalar baş ve boyun kanserinde hiperfraksiyonasyonun
%15’e varan lokal kontrol artışı sağladığını göstermektedir. Akselere tedavi
alternatif olarak konvansiyonel bir fraksiyon sayısı ile yaklaşık bir konvansiyonel
total doz, fakat günde iki fraksiyon verildiğinden genel tedavi süresnin yaklaşık
yarıya inmesini sağlamaktadır. Pratikte bunu tam olarak gerçekleştirmek asla mümkün
değildir zira erken etkiler sınırlayıcı olmaktadır. Bu genellikle erken etkilerdeki
sınırlayıcılık faktörü olarak dozu hafifçe azaltmak veya tedavinin ortasında bir
dinlenme periyodu vermek durumlarında gereklidir. Bunun hedefi hızlı prolifere olan
tümörlerde repopulasyonu azaltmaktır. Fraksiyon sayısı ve fraksiyon başına doz
değiştirilmediğinden geç etkilerde çek az veya hiç değişme olmamaktadır. Bazı
merkezlerde preoperatif kısa süreli radyoterapide yoğun "intense"
fraksiyonasyon (5 günde 25 Gy, günde 5Gy ) de kullanılmıştır. Diğer bir
değiştirilmiş fraksiyonasyon ise HİPOFRAKSİYONASYON’dur. Bunda haftada 2-3 defa
olmak üzere, hergün verilmeksizin tedavi yapılmaktadır.

RADYOSENSİTİZERLER
Radyosensitizerler iyonizan radyasyonun etkilerini artırabilen ilaç veya
diğer maddelerdir. Bunlar radyoterapiden önce,radyoterapi sırasında veya sonra
verilebilirler. Bu bağlamda biyolojik cevap modifikasyonu sağlarlar. Oksijen bilinen en
önemli radyosensitizerdir. Işınlama sırasında tümör hipoksisini azaltmak için
Hiperbarik oksijen kullanan bazı tarihi klinik çalışmaların tümör kontrolünü
artırdığı bildirilmiştir. Pratikte zorlukları hatırı sayılır ölçüde olan
radyasyon sırasında hiperbarik oksijen veriliminin yerini artık bazı ilaç veya
kemoterapotik ajanlar almaktadır. Potansiyel olarak yararlı elektro affinik
"nitroimidazol" ler, misonidazol ve metronidazol gibi ilaçlar radyosensitizer
olarak klinik uygulamalarda araştırılmış ve oral yüksek dozlarda lokal tümör
kontrolünde belirgin artma sağlarken periferal nöropati, bulantı ve nadiren
ensefelopati gibi yüksek doza bağlı toksisite sergilemişlerdir. İdeal radyosensitiser
henüz bulunmamakla birlikte ideal radyasyon sensitizerinin tanımı non-toksik ve normal
hücrelere zarar vermeden kanser hücrelerinin radyosensitivitesini selektif olarak
artıran diye yapılabilir. 5-FU, mitomycin, cis-platin ve doxorubicin gibi birçok ilaç
günümüzde ideal seviyede olmasa da bu özelliklere sahiptir. SR-2508 gibi bazı
bileşikler de araştırılmış ve araştırılmaktadır. Radyosensitizerlerin
kullanılımı ile özofagus, anüs ve mesane kanserlerinin tedavisinde major ilerlemeler
kaydedilmiştir. Bu uygulamalar henüz rutin tedavi kapsamına girecek üstünlüğe sahip
değildir.

RADYOPROTEKTÖRLER
Radyoprotektif ilaçlar ve radyasyonun kombine kullanımından iki klinik
durum istifade edebilir:
- 1. Akciğer kanseri gibi yüksek tümör direncinden dolayı kürün
nadiren sağlandığı solid tümörler,
- 2. Konvansiyonel tedaviye ilişkin morbiditenin yüksek olduğu solid
tümörler.
- Aslında heriki durumda benzer şekilde istifade sağlanır, 1. tümör
tipinde radyoprotektif ilacın yararlı etkisini gözlemek için günlük doz veya total
dozun artırılması gerekir, 2. tipte ise temel hedef normalde tedaviye ilişkin
morbiditenin muhtemel indirilmesi olarak konvansiyonel fraksiyonasyon şemaları
uygulanabilir. Cystine ve Cysteamine gibi Sulfhydryl bileşikleri bilinen etkin radyasyon
protektörleridir. Protektif etki mekanizmaları açıklıkla bilinmemektedir.
Cysteamine'in bir thiophosphate derivesi olan WR-2721 bileşiği kemik iliği, tükrük
bezleri ve intestinal mukoza dahil normal dokuları selektif olarak koruduğu bilinen
ancak tümör cevabı çok az olan bir protektör olup etki mekanizmasının tahrip edici
radyokimyasal türlerin verimini azaltarak radyasyon hasarından koruma sağlayan radikal
bir yardımcı olduğuna inanılmakta ve etkinliğinin arttırılmasında tümördeki
uygun konsantrasyonun sağlanması hedefiyle çalışmalar yapılmaktadır.

RADYOİZOTOPİK İMMÜNOTERAPİ
Malignitelerin tanı ve tedavisinde; tümör ilişkili veya tümör
spesifik antijenlere karşı yönlendirilmiş antikorlar vücuttaki tümör odaklarına
radyoizotop verilmesinde kullanılırlar. Gerektiğinde izotopik immünoglobulinli tümör
odaklarının hedeflenmesi bir biyolojik implanta benzer. Tümöre verilen radyasyonun
sitotoksik etkilerine ek olarak alıcının kendi immün sisteminde tümör sterlizasyonu
ile sonuçlanan sekonder immünolojik fenomende açığa çıkabilir. Hücre toksinleri ve
kemoterapotik ajanlar için taşıyıcı olarak hizmet verecek antikorların
kullanılımı da araştırılmaktadır. Klinik kullanımda Poliklonal ve Monoklonal 2
immünglobulin G sınıfı kullanılmaktadır. Radyasyon ve ilaçlar first-order kinetiği
esasına göre normalde öldürürler. Yani verilen doz başına sabit bir hücre
fraksiyonu tahrip edilir. Ancak, immünoterapotik ajanlar ise zero-order kinetiğine göre
öldürür. Yani verilen doz başına sabit bir hücre sayısı tahrip olur. Bu nedenle
"son" kanser hücresi immünolojik olarak aktif hücreler veya materyal
tarafından tahrip olmaya yatkınlaşır. Ek olarak, immünoterapiHata! Yer imi
tanımlanmamış. radyasyonun sağladığı immünosüpresyona karşı çalışarak
önceden varolan immüniteyi artırır. Radyasyon immünolojik mekanizmaların operasyonal
hale gelmesine müsaade edecek şekilde tümör yükünü azaltabilir ve başarılı bir
immünolojik saldırıyı bloklayan antikorları elimine edebilir. Bu arada radyasyon
tümör hücrelerini öyle değiştirir ki canlı bırakmaz, ancak immünolojik host
cevabını sağlayabilir. B azı merkezlerde bu amaçla primer hepotosellüler karsinomun
entegre multimodal tedavisinde izotopik immünoglobulinler kullanılmıştır. Toksisite
doza bağımlı lökopeni ve trombositopeni olarak radyoantikor verilimini takiben 4-6
hafta sonra hematopoetik sisteme sınırlı kalmaktadır. Bu gibi çalışmalarda
hastalık stabilizasyonu ve parsiyel cevap artışı sağlanarak ortalama sağkalımın
artırılması hedeflenmektedir. Hepatosellüler karsinomaya ek olarak unrezektabl non-oat
cell akciğer kanseri MOPP ve ABVD kemoterapilerine refrakter ileri Hodgkin
Hastalığı’nda kullanılmıştır.
KAYNAKLAR
- Rubin,P: Clinical Oncology A Multidisciplinary Approach,Sixth Edition,American Cancer
Society Press,1983
- Brady,L.W.,and Perez,C. A .: Principles and Practise of Radiation Oncology.
Philadelphia. L ippincott.1992.
- Coia,L. R.,and Moylan,D. J .: Therareutic Radiology for the House Officer.
Baltimore.Waverly,1984.
- DeVita,V. T.,Hellman,S.,and Rosenberg,S. A .:Cancer Principles & Practice of
Oncology. Philadelphia. L ippincott.1996.
- Moss,W. T.,and Cox J. D.: Radiation Oncology. Rationale, Technique, Results.:St. Louis.
M osby,1994.
- Haskell,C. M .: Cancer Treatment. Philadelphia.W. B . Saunders.1990.
- Bomford,C. K .,Kunkler,I. H .,Sherrif,S. B .: Walter and Miller’s Textbook of
Radiotherapy. C hurchill Livingstone.1994.
Aklınıza takılan hertürlü soruyu Radyasyon Onkolojisi ABD'na iletirseniz enkısa sürede
cevaplandırılacaktır.
Ana Sayfaya Dönüş
- Dr.Kaan OYSUL
tarafından hazırlanmaktadır
|